Yer elması çok faydalı bir kış sebzesidir. Besin değeri olarak patatese yakındır ancak nişasta içermediği için kalorisi çok düşüktür. Yer elması yumruları bol miktarda inülin (çözünebilir lif) içerir ve inülin direkt kalın bağırsağa geçtiği için glisemiyi ve kan şekerini yükseltmez. Bu nedenle şeker hastaları rahatlıkla yer elması tüketebilir.
Anne sütünü artırır, safra kesesine faydalıdır, idrar söktürücüdür (Gaz üreten bir bağırsak yapınız varsa, pişirirken tencereye top karabiber eklemenizi öneriyorum, sebzenin yaratabileceği sorunu en aza indiriyor. Aynı uygulamayı baklagiller için de yapabilirsiniz). Bu sebze aynı zamanda bir vitamin deposu... A ve C vitamini, ayrıca bol miktarda fosfor, demir ve kalsiyum içeriyor. Romatizma, gut hastalığı ve sindirim rahatsızlıkları yaşanlara yer elması yemesi öneriliyor.
(Kaynaklar: www.piyaleform.com; www.bitkisel-tedavi.com; www.uslanmam.com/ziraat-tarim/115255-yer-elmasi.html)
Ülkemizde ağırlıklı olarak zeytinyağlı yemek şeklinde tüketilir, bazen de kış türlüsüne eklenir. Tadı şekerlidir, enginarı andırdığını söyleyebiliriz.
Ben zeytinyağlı olarak hazırlıyorum. Satın alırken küçük yumruları alırsanız daha iyi, soyarken biraz zorlanıyor insan ancak küçük yumrulardan yapılan yemek daha leziz oluyor.
Malzemeler:
500 gr yer elması
1 adet orta boy kuru soğan
1 adet havuç
1 adet küçük patates
1 kahve fincanı pirinç
Birkaç damla limon suyu
Birkaç adet top karabiber
Zeytinyağı
Tuz/Vegeta
Dereotu
Özel Not:
Yer elması yumruları bekletilirse kararıyor, aynı kereviz gibi. Bu nedenle yumruları soymadan önce diğer hazırlıkları bitirmenizi öneririm. Ayrıca cam bir kaba biraz limonlu su hazırlarsanız iyi olur, doğradığınız yer elmalarını bu suya atarak kararmalarını önlemiş olursunuz. Zeytinyağlı yemeklere şeker ekleriz pişirirken ancak yer elması şekerli bir sebze olduğu için eklemiyoruz.
Yapılışı:
Soğan yemeklik, havuç istenilen şekilde doğranır (Küçük olursa daha iyi, daha çabuk pişiyor). Dereoyu kıyılır. Tencereye zeytinyağı konur, ısınması beklenir ve soğanlar eklenir. Pembeleşince doğranmış havuç eklenir ve pişirilmeye devam edilir. Havuçlar da yumuşayınca yer elmaları, küp doğranmış patates, pirinç, tuz/vegeta, birkaç damla limon suyu ve top karabiber eklenir. Üzerine çıkacak kadar su konur. Tencere kapağı kapalı olarak ve kısık ateşte yaklaşık 15-20 dakika pişirilir. İndirmeye 5 dakika kala kıyılmış dereotu eklenir. Pişen tencerede soğutulur.
Servis Önerisi:
Eklenen top karabiberleri, servis öncesi küçük bir kaşık yardımı ile toplayabilirsiniz, karabiber ekleme sebebini yazmıştım :) Yer elmasını servis edeceğiz tabağa aldıktan sonra üzerinde biraz zeytinyağı gezdirin ve dereotu ile süsleyin.
Afiyet olsun!
3 Şubat 2008 Pazar
1 Şubat 2008 Cuma
Çikolata Yapım Kursu
Geçen sene bir vesile ile çikolata yapım kursuna gittim. İstanbul / Taksim-Beyoğlu'nda Chef's İstanbul Mutfak Atölye'sine... Megavizyon'un yanında İstiklal Kitapevi'nin üzerinde bu atölye... Çok sıcak bir ortam.
Uğraşılan malzeme çikolata olunca tabii ki çok keyifli geçiyor süre, daha doğrusu nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Birçok şey öğrendik, zaman zaman bazı eklemeler yaparak deniyorum evde... Övgüler aldım-alıyorum, benden söylemesi :)) Vakit yaratıp böyle kurslara mutlaka katılın derim. Hem günün stresinden uzaklaşıyor insan hem de yeni yeni şeyler öğreniyor.
Ayrıntılı bilgiye " www.chefsistanbul.com " sayfasından ulaşabilirsiniz.
Sevgilerimle.
Uğraşılan malzeme çikolata olunca tabii ki çok keyifli geçiyor süre, daha doğrusu nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Birçok şey öğrendik, zaman zaman bazı eklemeler yaparak deniyorum evde... Övgüler aldım-alıyorum, benden söylemesi :)) Vakit yaratıp böyle kurslara mutlaka katılın derim. Hem günün stresinden uzaklaşıyor insan hem de yeni yeni şeyler öğreniyor.
Ayrıntılı bilgiye " www.chefsistanbul.com " sayfasından ulaşabilirsiniz.
Sevgilerimle.
Zeytin ve Zeytinyağı
Zaman zaman tarifler haricinde bazı bilgileri de sizler ile paylaşmak istiyorum. Aktarımlar, paylaşımlar herkesi geliştirir diye düşünüyorum. Birşeyler hakkında bilgi edinmek çok önemli, insan tazelendiğini hissediyor :) Diğer bir tazelik kaynağı da zeytinyağı. Kalorili evet, ancak dengeli tüketildiğinde sağlık için çok faydalı. Özellikle Akdeniz Mutfağı'nın vazgeçilmezi... Ailemde de zeytinyağının yeri ayrıdır. Ayvalık çok sık gittiğimiz, çocukluğumun ve gençliğimin güzel günlerini yaşadığım bir yerdir. Oradaki vakıf üretimi zeytinyağını tavsiye edebilirim. Tabii ki birçok markanın özel ve güzel üretimi var. Damak zevkinize göre seçimi sizler yapacaksınız. Vikipedi'de yer alan zeytin ağacı ve zeytinyağı hakkında okuduğum bilgiyi aktarıyorum size :
Zeytin ağacına ilişkin mevcut en eski veri Ege Denizi’ndeki Santorini Adası’nda yapılan arkeolojik çalışmalarda ortaya çıkarılan 39.000 yıllık zeytin yaprağı fosilleridir. Kuzey Afrika’daki Sahra bölgesinde gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalarda ise M.Ö. 12.000'e ait zeytin ağacı bulgularına rastlandı. İlk zeytin hasadının ne zaman ve hangi uygarlık tarafından yapıldığıysa bilinmemektedir.
Tarih, zeytinyağı üretimine ilişkin en belirgin izlerin Akdeniz’in tam ortasındaki Girit Medeniyeti’ne, M.Ö. 4500 yıllarına dek uzandığını göstermektedir.
Zeytinyağı kültürünün Akdeniz’deki diğer kavimlere yayılmasında en önemli rolü Giritliler oynamıştır; hem de yaklaşık 3000 yıl boyunca. Güçlü ticaret filolarına sahip olan Giritliler'in gerçekleştirdiği zeytinyağı ticaretinin günümüzdeki en canlı tanıkları, Knossos ve Faistos saraylarının yıkıntıları arasında bulunan 2 metrelik zeytinyağı küpleridir. “Pithoi” denilen bu dev küplerle beraber bulunan tabletlerde ise o günkü zeytinyağı ticaretinin nerelere yapıldığını ve zeytinyağının nerelerde üretildiğine dair bilgiler yer almaktadır.
Aslında zeytinyağı kültüründe Anadolu, coğrafya olarak hep vardır; ama ön planda görünen Ege’nin karşı yakasıdır. Bunun sebebi, Homeros’un Batı Medeniyeti’ndeki tartışmasız ağırlığından ötürü zeytinyağı kültürünün merkezine sürekli olarak Antik Yunan'ın yerleştirilmesidir. Helen Medeniyeti’nin sadece Ege’nin karşı kıyısını değil Anadolu coğrafyasını da kapsadığı unutulur. Milet’in, Efes’in, Foça’nın, Klazomenai’nin (Urla), Erythrai’nin, Assos’un Anadolu’da olduğu ihmal edilir.
İlk bölümünü paylaştım sizler ile, uzun bir yazı. Devamını merak edenler için " tr.wikipedia.org/wiki/Zeytinyağı "
Zeytinyağı mutfağınızdan eksik olmasın :)
Zeytin ağacına ilişkin mevcut en eski veri Ege Denizi’ndeki Santorini Adası’nda yapılan arkeolojik çalışmalarda ortaya çıkarılan 39.000 yıllık zeytin yaprağı fosilleridir. Kuzey Afrika’daki Sahra bölgesinde gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalarda ise M.Ö. 12.000'e ait zeytin ağacı bulgularına rastlandı. İlk zeytin hasadının ne zaman ve hangi uygarlık tarafından yapıldığıysa bilinmemektedir.
Tarih, zeytinyağı üretimine ilişkin en belirgin izlerin Akdeniz’in tam ortasındaki Girit Medeniyeti’ne, M.Ö. 4500 yıllarına dek uzandığını göstermektedir.
Zeytinyağı kültürünün Akdeniz’deki diğer kavimlere yayılmasında en önemli rolü Giritliler oynamıştır; hem de yaklaşık 3000 yıl boyunca. Güçlü ticaret filolarına sahip olan Giritliler'in gerçekleştirdiği zeytinyağı ticaretinin günümüzdeki en canlı tanıkları, Knossos ve Faistos saraylarının yıkıntıları arasında bulunan 2 metrelik zeytinyağı küpleridir. “Pithoi” denilen bu dev küplerle beraber bulunan tabletlerde ise o günkü zeytinyağı ticaretinin nerelere yapıldığını ve zeytinyağının nerelerde üretildiğine dair bilgiler yer almaktadır.
Aslında zeytinyağı kültüründe Anadolu, coğrafya olarak hep vardır; ama ön planda görünen Ege’nin karşı yakasıdır. Bunun sebebi, Homeros’un Batı Medeniyeti’ndeki tartışmasız ağırlığından ötürü zeytinyağı kültürünün merkezine sürekli olarak Antik Yunan'ın yerleştirilmesidir. Helen Medeniyeti’nin sadece Ege’nin karşı kıyısını değil Anadolu coğrafyasını da kapsadığı unutulur. Milet’in, Efes’in, Foça’nın, Klazomenai’nin (Urla), Erythrai’nin, Assos’un Anadolu’da olduğu ihmal edilir.
İlk bölümünü paylaştım sizler ile, uzun bir yazı. Devamını merak edenler için " tr.wikipedia.org/wiki/Zeytinyağı "
Zeytinyağı mutfağınızdan eksik olmasın :)
31 Ocak 2008 Perşembe
Makarna
Makarnalar... Bir solukta sayılamayacak kadar çok çeşidi var. Makarna dendiğinde ilk aklımıza gelen ülke İtalya hiç kuşkusuz, ancak farklı uygarlıklarda da rastlanmış. Makarnanın tarihi ile ilgili bilgi araştırırken Diba Makarna'nın internet sayfasında (www.dibamakarna.com) rastladığım bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum. :
İtalyanların “pasta – spaghetti”, Amerikalıların “spaghetti - noodles – macaroni”, İngilizlerin “pasta –macaroni”, Almanların Teigwaren - Spaetzli, Çinlilerin “mein”, Japonların “udon” adının verdikleri makarnanın kökenleri konusunda farklı fikirler üretilmiş olsa da, makarnanın tek bir kişi tarafından bulunmadığı ortak görüştür.
Makarnanın doğuş izlerine birkaç uygarlıkta birden rastlanabilir: Etrüsk ve Roma başta olmak üzere, Arap ve Çin uygarlıkları. Bazı Etrüsk mezarlarında makarna yapım aletleri bulunmuştur. Ev yapımı bu tür makarna, düz ve şeritler halinde kesilmiştir (daha sonra Romalılar tarafından “lagana” olarak adlandırılan bugünün lazanyası). Romalı yazar Apicius’un M.S.1. yüzyılda yazdığı de re coquinaia adlı kitapta bugünkü lazanyanın ilk tarifi yer alır.
Keşif gezilerinden çok önce bile makarnanın İtalya’da kullanılıyor olması, Marco Polo’nun Çin’den getirdiği pek çok yeniliğin arasında makarnanın yer almadığını gösterir. Ancak makarnanın antik dönemlerden (M.Ö. 1700-1100) beri Çin’de de kullanıldığı bilinmektedir.
19. yüzyılın sonuyla 20. yüzyılın başı arasında, makarna üretim teknolojisi değişmeye başladı. Makarna üretimi yüzyıllardır elle yoğurulan hamur kesilerek ve yine elle şekillendirilen parçalar güneşte kurutularak gerçekleştiriliyordu. 1890’da, sadece Cenevre eyaletinde, 62’si Porto Manrizio yakınında yer alan, 222 makarna fabrikası bulunmaktaydı. Bu fabrikaların yıllık ortalama üretimi 100.000 kg’dan fazla değildi.
İnsanların ilk makarna fabrikası ile tanışmaları çok eski değildir. Çin ve İtalyanlardan sonra makarna A.B.D.‘ye de girdi. İlk makarna fabrikası Brooklyn’de Fransız Antoine Zerge tarafından kuruldu. Birleşik Devletler’in ardından İsveç, Almanya, İngiltere’ye ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra tüm dünya ülkelerine yayıldı.
En iyi ve en lezzetli makarnalar durum buğdayından hazırlananlar oluyor genelde. Zaten Türk Gıda Kodeksi Makarna Tebliği’ne göre makarnanın mutlaka durum buğdayından irmik ve su karışımından yapılması gerekmekteymiş. Besleyici ve ekonomik bir gıda maddesi olmasından dolayı, ekmekten sonra en çok tüketilen besin maddesi makarna imiş (yine Diba Makarna sayfasındaki bilgiye göre).
Tabii ki ben de genel eğilimi bozmak istemeyenlerdenim :) Makarnayı çok seviyorum. Sizlere ilerleyen günlerde bol bol makarnalı lezzetler tarifleri aktaracağım.
Sevgilerimle.
İtalyanların “pasta – spaghetti”, Amerikalıların “spaghetti - noodles – macaroni”, İngilizlerin “pasta –macaroni”, Almanların Teigwaren - Spaetzli, Çinlilerin “mein”, Japonların “udon” adının verdikleri makarnanın kökenleri konusunda farklı fikirler üretilmiş olsa da, makarnanın tek bir kişi tarafından bulunmadığı ortak görüştür.
Makarnanın doğuş izlerine birkaç uygarlıkta birden rastlanabilir: Etrüsk ve Roma başta olmak üzere, Arap ve Çin uygarlıkları. Bazı Etrüsk mezarlarında makarna yapım aletleri bulunmuştur. Ev yapımı bu tür makarna, düz ve şeritler halinde kesilmiştir (daha sonra Romalılar tarafından “lagana” olarak adlandırılan bugünün lazanyası). Romalı yazar Apicius’un M.S.1. yüzyılda yazdığı de re coquinaia adlı kitapta bugünkü lazanyanın ilk tarifi yer alır.
Keşif gezilerinden çok önce bile makarnanın İtalya’da kullanılıyor olması, Marco Polo’nun Çin’den getirdiği pek çok yeniliğin arasında makarnanın yer almadığını gösterir. Ancak makarnanın antik dönemlerden (M.Ö. 1700-1100) beri Çin’de de kullanıldığı bilinmektedir.
19. yüzyılın sonuyla 20. yüzyılın başı arasında, makarna üretim teknolojisi değişmeye başladı. Makarna üretimi yüzyıllardır elle yoğurulan hamur kesilerek ve yine elle şekillendirilen parçalar güneşte kurutularak gerçekleştiriliyordu. 1890’da, sadece Cenevre eyaletinde, 62’si Porto Manrizio yakınında yer alan, 222 makarna fabrikası bulunmaktaydı. Bu fabrikaların yıllık ortalama üretimi 100.000 kg’dan fazla değildi.
İnsanların ilk makarna fabrikası ile tanışmaları çok eski değildir. Çin ve İtalyanlardan sonra makarna A.B.D.‘ye de girdi. İlk makarna fabrikası Brooklyn’de Fransız Antoine Zerge tarafından kuruldu. Birleşik Devletler’in ardından İsveç, Almanya, İngiltere’ye ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra tüm dünya ülkelerine yayıldı.
En iyi ve en lezzetli makarnalar durum buğdayından hazırlananlar oluyor genelde. Zaten Türk Gıda Kodeksi Makarna Tebliği’ne göre makarnanın mutlaka durum buğdayından irmik ve su karışımından yapılması gerekmekteymiş. Besleyici ve ekonomik bir gıda maddesi olmasından dolayı, ekmekten sonra en çok tüketilen besin maddesi makarna imiş (yine Diba Makarna sayfasındaki bilgiye göre).
Tabii ki ben de genel eğilimi bozmak istemeyenlerdenim :) Makarnayı çok seviyorum. Sizlere ilerleyen günlerde bol bol makarnalı lezzetler tarifleri aktaracağım.
Sevgilerimle.
30 Ocak 2008 Çarşamba
Arnavut Ciğeri
Vazgeçilmez mezelerden biri... Zaman zaman ana yemek olarak da tüketiyoruz. Yıllardır süregelen bir tartışma vardır arnavut ciğeri hazırlığı ile ilgili, ciğer yıkansın mı yıkanmasın mı diye. Su değerse piştiğinde sert olur diyenler var, yıkanmazsa zararlı olur diyenler var. Ben yıkıyorum. Sert olmasının sebebinin pişirme aşamasındaki yağın sıcaklığının az olması ve dolayısı ile daha uzun süre yağ ile temas ediyor olmasıdır diye düşünüyorum.
Arnavut ciğeri dana karaciğeri ile hazırlanan bir meze. Satın alırken kasaptan temizlemesini ve doğramasını istiyorum, dilerseniz bütün halinde alıp evde kendiniz de hazırlayabilirsiniz. Zarın ve sinirlerin iyice temizlenmesi gerekiyor. Çok keskin bir bıçak kullanmanızda fayda var, yumuşak olduğu için kolay parçalanabilir. Bir de " kuşbaşı " olarak tabir ettiğimiz büyüklükte doğranırsa daha lezzetli oluyor.
Malzemeler:
350 gr dana karaciğeri
Un
Toz kırmızı biber
Tuz/Vegeta
Kızartmak için sıvı yağ
Yapılışı:
Önce ciğer yıkanır ve suyunun süzülmesi için tel süzgeçte 5-6 dakika bekletilir. Bir kaba un elenir ve karıştırılır. İçine toz kırmızı biber, tuz/vegeta eklenir. Sıvı yağ derin bir tencereye konur ve iyice kızdırılır. Ciğer, unlu karışıma eklenir ve kap sallanarak ciğerlerin una bulanması sağlanır. Tenceredeki yağa parti parti ve üzerindeki fazla un silkelenerek atılır (Bir seferinde çok fazla atmayın yağa, sıkışmasınlar ki hemen pişebilsinler). 3-4 dakika rengi hafif kahverengi oluncaya kadar kızartılır ve kağıt havlu serilmiş tabağa alınır. Soğumadan servis edilir.
Servis Önerisi:
Arnavut ciğerinin olmazsa olmazı yanında tüketilen soğan piyazı. Ben birde küp doğranmış patates kızartıp yanında servis ediyorum. Soğan piyazı için malzemeleri biliyorsunuz, ancak tekrar yazmak istiyorum.
Malzemeler:
Kuru soğan ya da kırmızı soğan (kırmızı olanla daha iyi olur)
Maydanoz
Pulbiber
Sumak
Tuz/Vegeta
Yapılışı:
Soğanlar piyazlık doğranır (yarım ay şeklinde) ve üzerine biraz tuz serpilerek 2-3 dakika bekletilir. Sonra çok fazla bastırmadan soğanlar ovalanır ve acısı alınır. Yıkanır ve suyu süzdürülür. Bol maydanoz incecik kıyılır. Bir kapta piyazlık soğan, maydanoz, pulbiber, sumak ve tuz/vegeta karıştırılır. Soğan piyazınız hazırdır.
Afiyet olsun!
Arnavut ciğeri dana karaciğeri ile hazırlanan bir meze. Satın alırken kasaptan temizlemesini ve doğramasını istiyorum, dilerseniz bütün halinde alıp evde kendiniz de hazırlayabilirsiniz. Zarın ve sinirlerin iyice temizlenmesi gerekiyor. Çok keskin bir bıçak kullanmanızda fayda var, yumuşak olduğu için kolay parçalanabilir. Bir de " kuşbaşı " olarak tabir ettiğimiz büyüklükte doğranırsa daha lezzetli oluyor.
Malzemeler:
350 gr dana karaciğeri
Un
Toz kırmızı biber
Tuz/Vegeta
Kızartmak için sıvı yağ
Yapılışı:
Önce ciğer yıkanır ve suyunun süzülmesi için tel süzgeçte 5-6 dakika bekletilir. Bir kaba un elenir ve karıştırılır. İçine toz kırmızı biber, tuz/vegeta eklenir. Sıvı yağ derin bir tencereye konur ve iyice kızdırılır. Ciğer, unlu karışıma eklenir ve kap sallanarak ciğerlerin una bulanması sağlanır. Tenceredeki yağa parti parti ve üzerindeki fazla un silkelenerek atılır (Bir seferinde çok fazla atmayın yağa, sıkışmasınlar ki hemen pişebilsinler). 3-4 dakika rengi hafif kahverengi oluncaya kadar kızartılır ve kağıt havlu serilmiş tabağa alınır. Soğumadan servis edilir.
Servis Önerisi:
Arnavut ciğerinin olmazsa olmazı yanında tüketilen soğan piyazı. Ben birde küp doğranmış patates kızartıp yanında servis ediyorum. Soğan piyazı için malzemeleri biliyorsunuz, ancak tekrar yazmak istiyorum.
Malzemeler:
Kuru soğan ya da kırmızı soğan (kırmızı olanla daha iyi olur)
Maydanoz
Pulbiber
Sumak
Tuz/Vegeta
Yapılışı:
Soğanlar piyazlık doğranır (yarım ay şeklinde) ve üzerine biraz tuz serpilerek 2-3 dakika bekletilir. Sonra çok fazla bastırmadan soğanlar ovalanır ve acısı alınır. Yıkanır ve suyu süzdürülür. Bol maydanoz incecik kıyılır. Bir kapta piyazlık soğan, maydanoz, pulbiber, sumak ve tuz/vegeta karıştırılır. Soğan piyazınız hazırdır.
Afiyet olsun!
Patates Mücveri
Mezeleri çok severim. Hazırlanması basit ve çabuk, lezzetleri de çok güzel olur sevgiyle yapıldığında... Mücver de meze kategorisine alınabilir bence. İki türlü hazırlayabilirsiniz: ağır veya hafif. Kızartırsanız ağır, fırında pişirirseniz hafifcecik oluyor. En bilinen mücver kabak ile yapılanıdır. Patates ve havuç ile de yapılıyor. Size vereceğim tarif patatesli ve hafif olanı. Eğer ağır olanı tercih ederseniz aşağıda sıralayacağım malzemelerden yapacağınız karışımı, bir kaşık yardımı ile, kızdırılmış sıvı yağa koyarak kızartabilirsiniz. Ancak kızartacaksanız kabartma tozunu eklemeyin.
Malzemeler:
4 orta boy patates
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı un
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 bütün yumurta
1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir
2-3 dal taze soğan
Tuz/Vegeta
Maydanoz
Dereotu (isteğe bağlı)
Pulbiber (isteğe bağlı)
Yapılışı:
Patatesler ve peynir rendelenir. Taze soğan, maydanoz ve dereotu incecik kıyılır.
Yumurta ve süt birlikte çırpılır. Fırın 175 dereceye ayarlanır. Bütün malzemeler biraraya getirilir ve karıştırılır. Fırın tepsisi yağlanır ve yağlı kağıt serilir, karışım fırın tepsisine dökülür ve yaklaşık 30-35 dakika üzeri kızarıncaya kadar pişirilir.
Servis Önerisi:
Patates mücverini fırından çıkar çıkmaz hemen tepsiden çıkarmayın, biraz bekletin. Dilerseniz sıcak dilerseniz de soğuk tüketebilirsiniz. Sıcak yenilecekse bol köpüklü ayran ve nar ekşili çoban salatası ile, soğuk yenilecekse yoğurt ile servis edilir. Pişirmeden önce karışıma dilerseniz pulbiber ekleyebilirsiniz, yakışıyor.
Afiyet olsun!
Malzemeler:
4 orta boy patates
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı un
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 bütün yumurta
1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir
2-3 dal taze soğan
Tuz/Vegeta
Maydanoz
Dereotu (isteğe bağlı)
Pulbiber (isteğe bağlı)
Yapılışı:
Patatesler ve peynir rendelenir. Taze soğan, maydanoz ve dereotu incecik kıyılır.
Yumurta ve süt birlikte çırpılır. Fırın 175 dereceye ayarlanır. Bütün malzemeler biraraya getirilir ve karıştırılır. Fırın tepsisi yağlanır ve yağlı kağıt serilir, karışım fırın tepsisine dökülür ve yaklaşık 30-35 dakika üzeri kızarıncaya kadar pişirilir.
Servis Önerisi:
Patates mücverini fırından çıkar çıkmaz hemen tepsiden çıkarmayın, biraz bekletin. Dilerseniz sıcak dilerseniz de soğuk tüketebilirsiniz. Sıcak yenilecekse bol köpüklü ayran ve nar ekşili çoban salatası ile, soğuk yenilecekse yoğurt ile servis edilir. Pişirmeden önce karışıma dilerseniz pulbiber ekleyebilirsiniz, yakışıyor.
Afiyet olsun!
28 Ocak 2008 Pazartesi
Yalancı Su Böreği
Televizyonda ne var diye öööyle bakınırken eski günler aklıma geldi birden. Çocukluğumda ve delikanlılığımda:), yani buluğ çağımda, annemle Kadıköy-Bahariye Caddesi'nde yaptığımız alışverişler sonrası gittiğimiz Saray Muhallebicisi'nde yediğimiz dumanı üstünde su böreği düştü aklıma... Annem, benden bezdiği için kendimizi buraya atardık diye şüpheleniyorum şimdi bu yaşımda :) Perişan ederdim annemi, Reis Ayakkabıcısı'nda özellikle... Okul için ayakkabılar oradan alınırdı. Tuttururdum illaki kırmızı alacağım diye... Çocukluk işte. Ne zaman daralsam kendimi Saray'da bulurum hala... Zaman zaman da su böreği yerken tabii :))
Hazırlamak öyle her babayiğidin harcı değildir, bu nedenle de bir çok "yalancı" tarifler var. Çabuk hazırlanan bir tarif buldum eskiden, yine bir yemek dergisinden fotokopi çekmişim ama derginin adı yazmıyor hiçbir yerinde.
Malzemeler:
1 yaprak yufka
1/2 paket fiyonk makarna
3 bütün yumurta
100 gr beyaz peynir
1 kibrit kutusu kadar kaşar peynir
1/4 demet maydanoz
1 tatlı kaşığı tereyağı
1/2 çay bardağı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı yoğurt
Tuz/Vegeta
Yapılışı:
Makarna iyice haşlanır ve süzülür. Makarna pişerken kaşar peynir rendelenir, beyaz peynir çatalla ezilir. 2 yumurta çırpılır, maydanozlar incecik doğranır. Fırın 190 dereceye ayarlanır. Haşlanmış ve süzülmüş makarnaya çırpılmış 2 yumurta, tereyağı, sıvıyağ, maydanoz, tuz/vegeta ve peynirler ilave edilir, karıştırılır.
Yufka, yağlanmış ve/veya yağlı kağıt döşenmiş fırın tepsisine serilir. Yapılan karışım üzerine dökülür ve taşan yufka üzerine kapatılır. Kalan diğer yumurta çırpılır ve yoğurt ile karıştırılıp yufkanın üzerine sürülür. Yaklaşık 40-45 dakika fırında pişirilir. Fırından çıkarılınca birazcık ılınması beklenir (Çıkar çıkmaz kesilirse dağılabilir).
Afiyet olsun!
Hazırlamak öyle her babayiğidin harcı değildir, bu nedenle de bir çok "yalancı" tarifler var. Çabuk hazırlanan bir tarif buldum eskiden, yine bir yemek dergisinden fotokopi çekmişim ama derginin adı yazmıyor hiçbir yerinde.
Malzemeler:
1 yaprak yufka
1/2 paket fiyonk makarna
3 bütün yumurta
100 gr beyaz peynir
1 kibrit kutusu kadar kaşar peynir
1/4 demet maydanoz
1 tatlı kaşığı tereyağı
1/2 çay bardağı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı yoğurt
Tuz/Vegeta
Yapılışı:
Makarna iyice haşlanır ve süzülür. Makarna pişerken kaşar peynir rendelenir, beyaz peynir çatalla ezilir. 2 yumurta çırpılır, maydanozlar incecik doğranır. Fırın 190 dereceye ayarlanır. Haşlanmış ve süzülmüş makarnaya çırpılmış 2 yumurta, tereyağı, sıvıyağ, maydanoz, tuz/vegeta ve peynirler ilave edilir, karıştırılır.
Yufka, yağlanmış ve/veya yağlı kağıt döşenmiş fırın tepsisine serilir. Yapılan karışım üzerine dökülür ve taşan yufka üzerine kapatılır. Kalan diğer yumurta çırpılır ve yoğurt ile karıştırılıp yufkanın üzerine sürülür. Yaklaşık 40-45 dakika fırında pişirilir. Fırından çıkarılınca birazcık ılınması beklenir (Çıkar çıkmaz kesilirse dağılabilir).
Afiyet olsun!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)